İlk iki hafta

20 Eylül 2013 Cuma





Yazıların bu kadar gecikmesinin nedeni zaman bulamamam.Belki de daha yeni burada olmanın verdiği heyecanla yazılara hiç zaman ayıramadım. Ama bundan sonra böyle olmayacak.

-Dersler başlamadan henüz daha turist modundayken bir yıl geçireceğim yeri gezmeden olmaz. Gittiğimin ertesi günü oryantasyon programı altında şehrin önemli yerlerini gezdirdiler. Dediğim gibi sadece önemli yerlerini. Fazla derine girmeden üstünden geçtiler.


-Riga'nın özellikle yeşil alanları dikkat çekici. Her yer park. Havlar soğumadan güzel zamanlar geçirmek lazım.
Riga şehir olarak çok büyük değil. Eğer buraya İstanbul'dan geldiyseniz bazı yönleriyle size sıkıcı gelebilir. Ki ben İstanbul'dan gelmedim o yüzden o kadar da kötü değil.




Yemek

-Tüm avrupa'da mı böyle bilmiyorum ama burada geldiğimden beri düzgün su içemedim. Adamların suları mineralli, soda gibi. Bazıları ise bildiğin deniz suyu tadında. Marketlerde normal su da bulunuyor ama mineralliler kadar çok değil. Normal suların üzerinde NEGAZET yazıyor. Eğer gelir de normal su ararsanız bu şekilde alın. Burada normal ekmek yok. Hepsi bizim Türkiye'de tost ekmeği diye aldığımız ekmeklerden. Zeytinler hep konserve. bir tane aldım yeşil zeytin. O ne iğrenç bir şeydir arkadaş. Çay desen sadece sallama var. Normal çay yok. Sağolsun arkadaş üşenmemiş Türkiye'den çaydanlık ve 2 kilo çay getirmiş. İki haftadır içiyoruz. Hala bitmedi. Aman Allah bitirmesin.
Şehrin birçok yerinde Türk kebapçısı var. Lahmacun, dürüm, döner var. Tabi Türkiye'deki tadı beklemeyin. Adamlar etten çok marul falan koyuyor içine. Etin tadını biraz zor alıyorsunuz.
Restoranlarda normal et bulmak zor. Genelde hepsi domuz eti tahmin edeceğiniz gibi. Lakin sizin için domuz eti yemek sorun değilse sıkıntı yok.Dışarıda yemek bazı yerler hariç oldukça ucuz diyebilirim.
Şuana kadar ilk iki haftayı sabahları mısır gevreği, yumurta ve çeşitleri, akşamları ve öğlenleri genelde dışarıda, dışarıda olmadığı zamanlar evde nagıt, tavuk ve hazır pizza ile geçirdik. Bir de hazır makarna. Burada gördüm ilk defa. karton kaplarda dondurulmuş makarna satıyorlar. İçinde sosu falan her şey var. Sıcak suyu döküyorsun hazır oluyor. Pratik :)
He bir de buraya geldim geleli yemek yapmayı öğreniyorum yavaş yavaş. Ciddi anlamda erasmusun bana en büyük katkılarından biri olacak.

Gece hay...
-Özellikle ilk hafta hiç ayık kafayla uyuyamadım. Her gece ya bir yere gidiliyor ya da evde parti oluyor. Erasmus dediğimiz şey biraz da bu değil mi zaten.
Burada sık sık casinolara rastlayabilirsiniz. Gittik bizde. Ama oynamadım. Sadece turistik gezi. Birazda içmek tabi. Bize iddaa yeter. Onda bile kazanamıyoruz zaten :D
Arkadaş tavsiyesiyle buranın "Raina"sı diye tabir edilen yere gittik. Dedikleri gibi su kenarı. Millet tekneyle falan geliyor. Girişte pasaport kontrolü yapıyorlar. Mekan çok pahalı yalnız. Bira 4 lat. Oha arkadaş o nedir. Ama güzel mekan.
Her çarşambaları erasmus partisi oluyor. Onun mekanı biraz sıkıcı da olsa kafa kendinden gittiği zaman hiç önemi olmuyor.

Ders
Ilk haftadan sonra dersler başladı. Time table geç belli olduğundan ilk hafta ders olmadı. Oryantasyon da bahsettikleri rusça kursu vardı. 2 ay sürecek ve 12 AKTS. Bulunmaz nimet. Zaten burya gelirken ki en büyük amaçlarımdan biri rusça öğrenmekti doğal olarak. Hem ı bakımdan iyi hem de 2 ay da 12 Akts'lik dersten kurtulmuş olacağım. Hemen Learning Agreement değişikliği için işe koyulduk. Biraz Zahmetli de olsa değişikliği yapıp onaylattık. 2 ders çıkarıp tek ders ekledim. Oldukça kârlı bir iş oldu. 
Şuan bulunduğum okulun eğitim sistemi farklı be bence oldukça iyi. Dersleri aylara bölmüşler. Mesela Eylül ayı boyunca sadece Çarşamba günleri "The political history of Europe" dersim var. Başka da dersim yok rusça hariç. Zaten rusçayı ders olarak görmüyorum. Oldukça zevkli ve eğlenceli geçiyor. Günde 2 saat değil 5 saat bile olsa gidilir. Hocamız zaten bir güzel ki sormayın. Normalde deslerde tahtaya falan kalkan biri değilim. Ama bu derste her seferinde kalkıyorum. Kendi isteğim değil mecburi ama hoşuma gidiyor. Yeni bir dil öğrenmek ne kadar kötü olabilir ki.





Sonuç olarak ilk iki hafta oldukça hareketli ve bereketli geçti. Dikkatimi çeken nokta burada neredeyse tüm genç kesim ingilizce biliyor. Ayakkabı almaya gidiyorsunuz, standart markete su almaya gidiyorsunuz herkes ingilizce biliyor. Yaşlı kesimin de bilme oranı düşük sayılmaz. Geçende parkta otururken yaşlı bir kadın "nereden geliyorsunuz" dedi. Bizde Türkiye deyince "Suriye ile sorununuz nedir?" diye bir muhabbete girdi sormayın.


1 yorum:

emine hanoğlu dedi ki...

Allah seni napmasın alican :) Tayfun'la Riga'yı senin gözünden okumuş olduk :D Bu yararlı bilgiler için Teşekkür ederiz ancak gelicek olan arkadaşlar Letonya'yı tercih etmeyin.

Yorum Gönder